Blog

  • Doç. Dr. Yılmaz: AB göç politikalarında ikiyüzlülük sergiliyor

    Doç. Dr. Yılmaz: AB göç politikalarında ikiyüzlülük sergiliyor

    Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Eren Alper Yılmaz, Ukrayna savaşında milyonlarca Ukraynalıyı kabul eden Avrupa Birliği ülkelerinin Suriyelilere kapılarını kapatarak göç politikalarında ciddi bir ikiyüzlülük sergilediğini söyledi.

    WTJ (Dünya Türk Yazarlar Birliği) ile TİNGADER (Tüm İnternet Gazeteciliği ve Gazeteciler Derneği) tarafından düzenlenen online konferansta, son yıllarda dünya genelinde hızla yükselen sağ ve aşırı sağ hareketler, göçmen karşıtlığı, İslamofobi, Avrupa ve ABD’nin göç politikaları ile Türkiye’nin bu süreçteki konumu kapsamlı biçimde ele alındı.

    Konferansa, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Eren Alper Yılmaz konuk konuşmacı olarak katılırken, moderatörlüğü Müslüm Aktürk üstlendi. Etkinlik, akademisyenler, gazeteciler, sivil toplum temsilcileri ve çok sayıda katılımcının yoğun ilgisiyle gerçekleşti.

    “MİLLİYETÇİ SÖYLEMLERİN YÜKSELİŞİ TESADÜF DEĞİL”

    Konferansın açılış konuşmasını yapan Moderatör Müslüm Aktürk, son yıllarda birçok ülkede milliyetçi ve aşırı sağ söylemlerin neden güç kazandığını gündeme taşıdı. Aktürk, sağ ile aşırı sağ arasındaki farkın zamanla ırkçılığa evrilip evrilmediğini sorarak, bu yükselişin ekonomik kaygılardan mı yoksa güvenlik endişelerinden mi kaynaklandığını tartışmaya açtı.

    Bu sorular üzerine söz alan Doç. Dr. Eren Alper Yılmaz, aşırı sağın yükselişinin tek bir nedene bağlanamayacağını belirterek şu değerlendirmede bulundu:

    “Sorulan soruların tamamı bu yükselişin nedenleri arasında sayılabilir. Ekonomik kaygılar, güvenlik endişeleri, işsizlik korkusu ve siyasal popülizm iç içe geçmiş durumdadır. Ancak son yıllarda bu süreci en çok besleyen faktörlerden biri göçmenler meselesidir.”

    Yılmaz, aşırı sağ hareketlerin toplumu ortak tarih, ortak kültür ve tek kimlik etrafında homojen bir yapı olarak kurguladığını, bu yapının dışında kalan göçmenleri ise uyumsuzluk ve tehdit unsuru olarak sunduğunu vurguladı.

    GÖÇMENLER ÜZERİNDEN İNŞA EDİLEN KORKU SİYASETİ

    Aşırı sağ partilerin göç olgusunu yalnızca demografik bir mesele olarak ele almadığını belirten Yılmaz, göçmenlerin özellikle işsizlik, suç, terör ve kültürel yozlaşma ile ilişkilendirilerek sistematik biçimde kriminalize edildiğini ifade etti.

    “Göç, aşırı sağ tarafından bilinçli şekilde güvenlikleştiriliyor. Yerel toplumlara, ‘işinizi elinizden alacaklar, kültürünüzü bozacaklar, güvenliğinizi tehdit edecekler’ algısı pompalanıyor. Bu da korku siyaseti üzerinden oy devşirmeyi mümkün kılıyor.”

    Bu söylemin özellikle 11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında Batı dünyasında hız kazandığını belirten Yılmaz, İslamofobinin bu süreçte temel belirleyici unsur haline geldiğini söyledi.

    “Londra, Paris, Madrid ve Brüksel gibi Avrupa’nın merkez şehirlerinde yaşanan terör saldırıları sonrası, Müslümanlara yönelik kolektif bir suçlama dili oluştu. Yaşanan her olumsuz olayın faturası İslam dünyasına kesildi.”

    AVRUPA’DA AŞIRI SAĞ PARTİLERİN YÜKSELİŞİ

    Konferansta Avrupa’daki somut örneklere de değinildi. Yılmaz, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Almanya’da AFD, Fransa’da National Front ve İtalya’da İtalya’nın Kardeşleri Partisi gibi yapıların son yıllarda ciddi oy artışları yakaladığını vurguladı.

    Özellikle Almanya’da AFD (Almanya için Alternatif) partisinin neonazi söylemlerle siyaset yaptığını belirten Yılmaz, Almanya’nın yaklaşık 22 milyon göçmene ev sahipliği yapan bir göç ülkesi olmasına rağmen, göçmen karşıtlığının hızla arttığını ifade etti.

    “AFD artık marjinal bir parti değil. Parlamentoya giren, politika belirleyen ve toplumsal iklimi zehirleyen bir aktör haline geldi. Uzun yıllardır Almanya’da yaşayan Türklere tek yönlü uçak bileti gönderilmesi, bu zihniyetin geldiği noktayı açıkça gösteriyor.”

    SURİYELİLERE AYRICALIK TANINDI MI?

    Bu arada, “Hastanelerde Suriyelilere ayrıcalık tanındı mı?” şeklindeki bir soru üzerine söz alan Türk Cerrahi Derneği 2. Başkanı, Suriyelilerin en fazla yaşadığı kentlerden biri olan Şanlıurfa Harran Üniversitesi Kanser Konseyi Başkanı Prof. Dr. Ali Uzunköy şunları söyledi: “Sigortası olmayan bir Türk vatandaşı sağlık hizmeti alamazken, Suriyeliler geçici koruma statüsü nedeniyle hizmet alabildi. Bu durum ayrıcalıktan ziyade hukuki bir statü farkıdır.”

    SORU – CEVAP BÖLÜMÜ

    Müslüm Aktürk: Avrupa nüfusu hızla yaşlanırken göçmenlere neden bu kadar sert yaklaşım sürüyor?

    Doç. Dr. Eren Alper Yılmaz: Avrupa ciddi biçimde yaşlanan bir nüfusa sahip. Ortalama yaş her geçen yıl yükseliyor ve genç, dinamik iş gücüne ihtiyaç artıyor. Buna rağmen aşırı sağ partiler, bu ihtiyacı dışarıdan göçle karşılamak yerine, kendi iç nüfuslarını artırmaya yönelik doğum teşviklerini savunuyor. Ancak bu yaklaşım kısa ve orta vadede gerçekçi değil. Çünkü nüfus artışı uzun yıllar alan bir süreçtir, ekonomik ihtiyaçlar ise bugünden karşılanmak zorundadır.

    Müslüm Aktürk: Göçmenlerin suç oranları gerçekten iddia edildiği kadar yüksek mi?

    Doç. Dr. Eren Alper Yılmaz: Bu konuda algı ile gerçek arasında ciddi bir fark var. İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre Suriyelilerin suça karışma oranı yaklaşık %1,4 – %1,5 civarındadır. Bu oran kamuoyunda sunulduğu gibi dramatik değildir. Ancak siyasal söylemlerle bu oranlar abartılarak toplumsal korku üretilmektedir.

    Nurettin Ayaz: 1960’larda Türk işçileri kabul eden Almanya neden bugün “geri dönün” diyor?

    Doç. Dr. Eren Alper Yılmaz: Asıl korku, göçmenlerin artık daha görünür, daha güçlü ve daha başarılı hale gelmesidir. Birinci nesil Türkler Almanya’ya gittiğinde en ağır işlerde çalışıyordu. Bugün ise dördüncü nesil Türkler akademisyen, iş insanı, siyasetçi konumunda. Bu başarı hikâyesi bazı çevrelerde ciddi bir rahatsızlığa yol açıyor.

    TİNGADER Basın Sözcüsü Hasan Budak: Türkiye bu göç tartışmalarının neresinde duruyor? Suriyelilere neden öncelik verildiği algısı var.

    Doç. Dr. Eren Alper Yılmaz: Türkiye yıllardır göçmenlere ve sığınmacılara ev sahipliği yapan bir ülkedir. Suriyeliler Türkiye’de mülteci değil, geçici koruma statüsü altındadır. Verilen hizmetler, insani hukuk ve uluslararası anlaşmalar çerçevesindedir. Bu politikaların temelinde insan hayatını önceleyen bir yaklaşım vardır.

    Edibe Aydın: Suriyelilere yönelik maddi ve eğitim destekleri doğru mu?

    Doç. Dr. Eren Alper Yılmaz: Bazı belediyeler, STK’lar ve iş insanları Suriyelilere yönelik yardımlar yaptı. Bu yardımların büyük bölümü Avrupa Birliği fonları ile karşılandı. Devlet bütçesinden çıkıyormuş gibi bir algı oluşturulması doğru değil.

    İbrahim Özcan: Avrupa neden Akdeniz’de yaşanan göçmen facialarına sessiz?

    Doç. Dr. Eren Alper Yılmaz: Avrupa Birliği göç politikalarında ciddi bir ikiyüzlülük sergiliyor. Ukrayna savaşında milyonlarca Ukraynalıyı kabul eden ülkeler, Suriyelilere kapılarını kapattı. Bu durum, evrensel insan haklarının seçici uygulandığını gösteriyor.

    Mehmet Fethi Aktürk: Batı’nın Türkiye ve Müslüman ülkelere bakışını nasıl değerlendirmek gerekir?

    Doç. Dr. Eren Alper Yılmaz: Türklere ve Müslümanlara yönelik olumsuz yaklaşımın temelinde tarihsel korkular ve güncel siyasal hesaplar yatıyor. Göçmenlerin artık güçlü, eğitimli ve söz sahibi hale gelmesi bu rahatsızlığı artırıyor.

    TİNGADER Genel Başkanı Mehmet Ali Çelik: Türkiye’nin Suriye politikası ve geri dönüş süreci hakkında görüşünüz nedir?

    Doç. Dr. Eren Alper Yılmaz: Türkiye 2011’den bu yana samimi, insani ve kapsayıcı bir göç politikası yürüttü. Suriye’de başlayacak yeni ulus inşa sürecinde Türkiye, hem bölgesel gücü hem de insani diplomasi tecrübesiyle temel aktör olacaktır.

    Konferans, göç, aşırı sağ ve küresel siyaset ekseninde yapılan kapsamlı değerlendirmelerle sona erdi. Akademik verilerle desteklenen analizler, kamuoyunda sıkça dile getirilen algıların sorgulanmasına önemli katkı sundu.

  • SAÇ DÖKÜLMESİ

    PROF. DR. BURHAN ENGİN KİMDİR? 1973 yılında Malatya’da doğdu. 1992 – 1998 yılları arasında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı üniversiteye bağlı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Deri ve Zührevi Hastalıkları alanında uzman ünvanını aldı. Tıpta Uzmanlık tezini “% 0.1 8-MOP içeren Jel İle Topikal PUVA Tedavisinin Palmoplantar Dermatozlardaki Etkinliği” olarak Şubat 2002’de yaptı. 2006-2009 yılları arasında Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi’nde Yardımcı Doçent olarak çalıştı. 2009 yılında Cerrahpaşa Deri ve Zührevi Hastalıklar Bölümünde çalışmalarına başlayan Dr Burhan Engin aynı ünitede 2011’de Doçent, 2016’da Profesör ünvanını aldı. Halen İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar bölümünde çalışmalarına devam etmektedir. Yazar birçok yurt içi ve yurt dışı projelerde araştırmacı olarak yer almış, ulusal ve uluslararası endekslere giren 100’den fazla makale yayımlamıştır. Psoriasis, Ürtiker, Saç Hastalıkları, Deri Lenfomaları, Lazerler ilgi duyduğu alanlardır. İyi derecede İngilizce biliyor.

    Bir insanın başında ortalama 100.000-150.000 arasında saç kökü vardır. Günde 80-100 saç
    dökülmesi normal kabul edilir. Dökülen her bir saç teli 6-10 haftada yenilenir. Hastalık
    sayılabilecek saç dökülmeleri saç köklerinin istenmeyen ve kontrol edilemeyen değişikliklerine
    bağlı oluşur. Tüm saç köklerinin bir yaşam döngüsü vardır. Büyüme dönemi 2-6 yıl, gerileme
    dönemi 2-4 hafta ve dinlenme dönemi 2-4 ay devam eder.

    SAÇ DÖKÜLMESİ ÇEŞİTLERİ
    Androgenetik Alopesi (Erkek Tipi Saç Dökülmesi)
    Genetik yatkınlık önemli rol oynamaktadır. Erkeklerde kayıp ilk olarak şakak ve alın bölgesinden
    başlar, daha sonra tepe bölgesinde açılma olur. Saç dökülmesi yaş ilerledikçe artar.
    Erkek tipi saç dökülmesinde dökülen saçları geri getirebilecek bir tedavi henüz mümkün
    olmamakla birlikte, dökülmeyi durdurmaya ve mevcut incelmiş saçları kalınlaştırmaya yönelik
    ilaçlar uygulanmaktadır.

    Alopesi Areata
    Bilinmeyen bir uyarana bağlı olarak bağışıklık sisteminde görev alan hücreler saçları ve diğer
    kılları reddederler. Yani bağışıklık sisteminin hatasıyla oluşan bir hastalıktır. Bunun sonucunda
    saç dökülme alanları gelişir. Tedavi zor ve zaman alıcı olabilir.
    Sikatrisyel Alopesi
    Sikatrisyel alopesi saçlı derinin bir hastalığıdır. Saç kökleri ve bunları besleyen damarlar mevcut
    bir deri hastalığı sonucu tahrip olurlar. Kalıcı bir dökülmedir. Erken dönemde saptanırsa saç
    hasarı büyümeden hastalık durdurulabilir.

    Semptomatik Alopesi
    Semptomatik alopesi farklı nedenler ile ortaya çıkabilen ve hemen her yaşta görülebilen bir saç
    dökülmesidir. Nedenleri: Demir eksikliği, protein eksikliği, çinko eksikliği, folik asit eksikliği, B12
    vitamin eksikliği, tiroid hastalıkları, doğum sonrasındaki hormonal değişiklikler, ilaçlar, ciddi
    infeksiyonlar ve psikolojik stres.

    SAÇ MUAYENESİ

    Saç muayenesinde saç kaybının yaygın olup olmadığı değerlendirilmelidir. Farklı bölgelerde
    saçların ayrılması ve ayrımların genişliklerinin karşılaştırılması yardımcı olabilir. Aktif bir saç kaybı
    varlığını kanıtlamanın en basit yolu saç çekme testidir. Saçın çekilmesi ile elde edilen saçların
    uçları mikroskopik olarak incelenmelidir.

    BESLENMENİN SAÇLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

    Kalori kısıtlamasının 1000 kcal/gün ve altına düştüğü diyetlerde saç dökülmesi 1-6 ay içinde
    başlayabilmektedir. Diyetin sonlandırılmasıyla saç büyümesi normale döner. Demir eksikliği,
    çinko eksikliği ve biotin eksikliği gibi durumlarda saç dökülmeleri erken bulgu olarak
    gözlenmektedir. Sonradan oluşan biotin eksikliklerinde yumurta akının fazla tüketilmesi en
    önemli nedendir. A vitamini, E vitamini ve selenyumun fazla alınmasında saç dökülmeleri
    görülmektedir.

    SAÇ DÖKÜLMESİ NE ZAMAN HASTALIKTIR?

    Saç dökülmeleri 3 aydan fazladır devam ediyor ve saçları bir tutam halinde çekince her alandan
    5 veya daha fazla saç ele geliyorsa saç dökülmesi mevcuttur diyebiliriz. Saçlı deride yuvarlak
    boşluklar ve saç ayırma çizgilerinde genişleme varsa ve saçlar seyrelmiş ve hacim olarak azalmış
    ise saç dökülmesinden bahsedilebilir.

    PROF. DR. BURHAN ENGİN
    İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
    Deri ve Zührevi Hastalıkları AD

  • TİNGADER ve Miryokefalon Zafer Derneği’nden Adalet Bakan Yardımcısı Ramazan Can’a Anlamlı Ziyaret

    TİNGADER ve Miryokefalon Zafer Derneği’nden Adalet Bakan Yardımcısı Ramazan Can’a Anlamlı Ziyaret

    Tüm İnternet Gazeteciliği ve Gazeteciler Derneği (TİNGADER) Genel Başkanı ve Isparta 1176 Miryokefalon Zafer Derneği Başkanı Mehmet Ali Çelik, Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Aktürk ile Anadolu Gazeteciler Platformu Genel Başkanı Habip Çadırcı, Adalet Bakan Yardımcısı Ramazan Can’ı makamında ziyaret etti.

    Gerçekleştirilen ziyarette, TİNGADER’in yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi verilirken, Türk tarihinin önemli dönüm noktalarından biri olan Miryokefalon Savaşı’nın tesccili ile Uluslararası Savaş Suçları Araştırma Mahkemesi (USSAM) konuları kapsamlı şekilde ele alındı.

    TİNGADER Türkiye Dergisi ve Dosyalar Takdim Edildi

    Ziyaret sırasında Mehmet Ali Çelik, TİNGADER Türkiye Dergisi’nin son sayısını Adalet Bakan Yardımcısı Ramazan Can’a takdim etti. Ayrıca Miryokefalon Savaşı’nın tarihi yeri ile USSAM Mahkemeleri’ne ilişkin hazırlanan bilgilendirici dosyalar da sunuldu.

    “Miryokefalon, Türklerin Anadolu’daki Kalıcılığının İlanıdır”

    Miryokefalon Zaferi’nin Türk tarihi açısından büyük önem taşıdığına dikkat çeken Mehmet Ali Çelik, bu savaşın Anadolu’nun Türk yurdu olduğunun kesinleştiği en önemli dönüm noktalarından biri olduğunu vurguladı.

    Çelik, Miryokefalon Zaferi’nin Malazgirt kadar önemli olmasına rağmen, savaşın yapıldığı yerin bugüne kadar net şekilde tescil edilememesinin ciddi bir eksiklik olduğunu belirterek, ilgili kurumların bilimsel veriler ışığında bu konuyu netleştirmesinin tarihî bir sorumluluk olduğunu ifade etti.

    USSAM: Evrensel Adalet İçin Bir Umut

    Uluslararası Savaş Suçları Araştırma Mahkemesi (USSAM) hakkında da değerlendirmelerde bulunan Çelik, mahkemenin bağımsız ve evrensel bir adalet anlayışıyla faaliyet göstermeyi hedeflediğini söyledi. USSAM’ın yalnızca Türkiye için değil, dünyanın farklı bölgelerinde mağduriyet yaşayan insanlar için de umut olabilecek bir yapı olduğunu dile getirdi.

    Çelik ayrıca, USSAM Başkanı Salih Kurt’un aynı zamanda TİNGADER Genel Başkan Yardımcısı olduğunu hatırlatarak, mahkemenin kuruluş sürecinde Adalet Bakanlığı’nın desteğinin önemine dikkat çekti.

    Ramazan Can: “Konuları Önemsiyor ve Takip Ediyorum”

    Adalet Bakan Yardımcısı Ramazan Can ise Miryokefalon Savaşı’nın Türk tarihi açısından büyük bir kazanım olduğunu belirterek, milletvekilliği döneminde bu konuya ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konuşma yaptığını hatırlattı.

    Can, USSAM Mahkemeleri konusunu da inceleyeceğini ifade ederek, sürecin hukuki çerçevesi ve atılması gereken adımlar konusunda elinden gelen katkıyı sunacağını dile getirdi.

    Ziyaret, karşılıklı görüş alışverişi ve iyi dileklerin iletilmesiyle sona erdi.

    Kaynak: http://ilkhavadis.com/tingader-uluslararasi-basin-konfederasyonuna-katiliyor.html

  • İslahiye İnşaatçılar Odasında Seçim Sonucu Belli Oldu

    İslahiye İnşaatçılar Odasında Seçim Sonucu Belli Oldu

    İslahiye İnşaatçılar Esnaf ve Sanatkârlar Odası’nda bugün yapılan başkanlık seçimlerinde mevcut başkan Hasan Aydın (Laz Hasan) yeniden seçildi.

    Üyelerin oylarıyla tekrar göreve getirilen Hasan Aydın, seçim sonucuyla birlikte başkanlık görevini sürdürmeye hak kazandı. Seçimin ardından oda yönetimi ve esnaf camiası için yeni dönemin hayırlı olması temennisinde bulunuldu.

    Seçim sonuçlarının, oda çalışmaları ve sektör temsilcileri açısından olumlu katkılar sağlaması bekleniyor.

  • PROF. DR. ÖRMECİ: “DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR SÖYLEMİ BUGÜN DAHA İYİ ANLAŞILIYOR”

    PROF. DR. ÖRMECİ: “DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR SÖYLEMİ BUGÜN DAHA İYİ ANLAŞILIYOR”

    HABER: HASAN BUDAK

    Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ozan Örmeci, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uzun yıllardır dile getirdiği “Dünya beşten büyüktür” söyleminin, son yıllarda yaşanan küresel krizler, savaşlar ve güç mücadeleleriyle şimdi daha iyi anlaşıldığını söyledi.

    WOTJU (Dünya Türk Yazarlar Birliği) ile TİNGADER (Tüm İnternet Gazeteciliği ve Gazeteciler Derneği) tarafından düzenlenen online konferansta, “ABD’nin Maduro Operasyonu: Venezuela’da Yeni Dönem” ele alındı. Programın oturum yöneticiliğini Gazeteci-Yazar Müslüm Aktürk üstlenirken, konferansın konuğu Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ozan Örmeci oldu.

    AMERİKAN DIŞ POLİTİKASINDA REALİST DÖNÜŞÜMÜN GÖSTERGESİ

    Prof. Dr. Örmeci, ABD’nin görevdeki bir devlet başkanını egemen bir ülkenin başkentinden saatler içinde alarak ABD topraklarına götürmesi ve bir suçlu gibi yargı sürecine tâbi tutmasının, Amerikan dış politikasında uzun süredir tartışılan realist dönüşümün askerî ve teknolojik güçle pekiştirildiğini açıkça gösterdiğini ifade etti.

    Bu tür müdahalelerin yalnızca Venezuela özelinde değil, küresel sistem açısından da önemli sonuçlar doğurduğunu belirten Örmeci, büyük güçlerin uluslararası hukuku zaman zaman göz ardı eden uygulamalarına dikkat çekti.

    “BÜYÜK GÜÇLER ULUSLARARASI HUKUKU İHLAL EDİYOR”

    Kırım’ın 2022 yılında Ukrayna’dan koparılması örneğini hatırlatan Prof. Dr. Örmeci, Birleşmiş Milletler Şartı’nda yer alan devletlerin egemenliği ilkesine rağmen, büyük güçlerin çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini vurguladı. ABD’nin de tarih boyunca birçok ülkede, devletlerin egemenliklerini hiçe sayan girişimlerde bulunduğunu belirtti.

    Bu noktada Türkiye’nin Kıbrıs meselesinde sıklıkla eleştirilmesine de değinen Örmeci, “Kıbrıs’ta fiili bir barış ortamı var. Karşılıklı geçişler serbest, sivillerin günlük hayatı zarar görmüyor. Buna rağmen tüm dikkat Türkiye’nin Kıbrıs’taki varlığına yoğunlaşıyor” dedi.

    “TÜRKİYE ULUSLARARASI HUKUKLA UYUMLU HAREKET EDİYOR”

    Prof. Dr. Örmeci, Türkiye’nin resmi söyleminin Birleşmiş Milletler sistemini yıkmak değil, reforme etmek olduğunu vurgulayarak, “Türkiye, orta ve küçük devletlerin de söz sahibi olduğu daha adil bir uluslararası düzeni savunuyor. Kıbrıs konusunda ise Türkiye’nin uluslararası hukuk açısından haklı bir zeminde olduğu kanaatindeyiz” ifadelerini kullandı.

    ÇİN FAKTÖRÜ VE ABD’NİN KÜRESEL STRATEJİSİ

    Programda Çin’in küresel yükselişi de geniş yer buldu. Prof. Dr. Örmeci, Çin’in askerî anlamda değil ancak ekonomik açıdan son derece iddialı ve başarılı bir güç hâline geldiğini, bunun ABD’yi ciddi biçimde rahatsız ettiğini söyledi.

    ABD’nin son yıllardaki birçok hamlesinin Çin’i çevrelemeye ve küresel etkisini sınırlamaya yönelik olduğunu belirten Örmeci, Hindistan’ın da yakın gelecekte önemli bir küresel güç olacağını ifade etti. Prof. Dr. Örmeci, ABD’nin Batı Yarımküre’de kendi üstünlüğünü yeniden tesis etme hedefinin Venezuela müdahalesiyle doğrudan bağlantılı olduğuna dikkat çekti.

    VENEZUELA: İDEOLOJİK MERKEZ VE ENERJİ DEVİ

    Venezuela’nın uzun yıllar Küba ile birlikte Latin Amerika solunun ideolojik merkezlerinden biri olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Örmeci, Maduro yönetiminin özellikle 2019’dan itibaren ekonomik sorunlar nedeniyle zor bir sürece girdiğini söyledi.

    Venezuela’nın dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ülkesi olduğuna dikkat çeken Örmeci, yaklaşık 303 milyar varillik rezervle dünya petrolünün yüzde 17-18’ine sahip olan bu ülkenin küresel enerji denkleminde hayati bir rol oynadığını vurguladı.

    Venezuela’nın petrolü Küba’ya neredeyse ücretsiz verdiğini belirten Ödmeci, Çin’e satmasının da uluslararası dengeler açısından önemli bir detay olduğuna işaret etti.

    “MÜDAHALE SADECE SİYASİ DEĞİL, EKONOMİK”

    Prof. Dr. Örmeci, Venezuela müdahalesinin yalnızca bir rejim değişikliği girişimi olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bunun aynı zamanda küresel enerji piyasaları açısından büyük anlam taşıdığını söyledi. “Lider değişti ama rejim aynı” söyleminin, önümüzdeki dönemde petrol yatırımları ve ekonomik çıkarlar doğrultusunda değişebileceğini ifade etti.

    OPERASYONUN BOYUTU VE SONUÇLARI

    Programda, Maduro’ya yönelik operasyonun askerî boyutu da ele alındı. Prof. Dr. Örmeci’nin aktardığına göre, operasyon sırasında yaklaşık 100 kişi hayatını kaybetti; bunların 30-35’inin Kübalı olduğu ifade edildi. Kübalıların seçilmesinin sebebinin ise rejime olan fanatik bağlılıkları olduğu belirtildi.

    Venezuela’da sivillerin de hayatını kaybettiği bu operasyonun askerî açıdan başarılı olduğunu söyleyen Örmeci, devlet başkanının eşiyle birlikte yatak odasından alınmasının modern savaş ve istihbarat yöntemlerinin geldiği noktayı gösterdiğini vurguladı.

    LİBERAL DEĞERLERİN VE ABD HEGEMONYASININ GERİLEYİŞİ

    Programın son bölümünde Prof. Dr. Örmeci, Sovyetler Birliği’nin çöküşü sonrası oluşan tek kutuplu dünya düzeninin artık sürdürülemez hâle geldiğini ifade etti. ABD’nin temsil ettiği liberal-demokratik değerlerin küresel meşruiyetini kaybetmeye başladığını, askerî müdahalelerin artık bu değerler üzerinden kolayca meşrulaştırılamadığını söyledi.

    Venezuela müdahalesinin, Monroe Doktrini’nin modern bir yorumu olarak değerlendirilebileceğini belirten Örmeci, ABD’nin Amerika kıtasındaki nüfuzunu yeniden tahkim etme çabasının açıkça görüldüğünü dile getirdi.

    “DIŞ TEHDİTLERE KARŞI İÇTE KENETLENME ŞART”

    Programın değerlendirme bölümünde Prof. Dr. Ozan Örmeci, küresel ölçekte artan jeopolitik riskler karşısında ülkelerin yalnızca dış politikada değil, iç siyasal dengelerde de daha dikkatli olması gerektiğine vurgu yaptı. Örmeci, dış tehditlerin arttığı dönemlerde iç siyasi gerilimlerin ülkelere zarar verdiğini belirterek, muhalefetin özellikle seçim dönemleri dışında toplumu gerecek söylemlerden uzak durmasının önemine dikkat çekti.

    Türkiye’nin bulunduğu coğrafya itibarıyla sürekli risklerle karşı karşıya olduğuna işaret eden Örmeci, bu süreçlerde toplumsal birlik ve siyasi sağduyunun hayati rol oynadığını ifade etti.

    “DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR SÖYLEMİ BUGÜN DAHA İYİ ANLAŞILIYOR”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uzun yıllardır dile getirdiği “Dünya beşten büyüktür” söylemine de değinen Prof. Dr. Örmeci, son yıllarda yaşanan küresel krizler, savaşlar ve güç mücadeleleriyle bu yaklaşımın daha iyi anlaşıldığını söyledi.

    Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yapısının adaletsizliğine dikkat çeken Örmeci, bu söylemin yalnızca retorik bir çıkış değil, küresel sistemin reformuna yönelik stratejik bir vizyon olduğunu ifade ederek, “Bu yaklaşımın bir gün mutlaka somut bir karşılık bulacağını düşünüyorum” dedi.

    NATO TARTIŞMASI: “MEVCUT YAPI SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİL”

    Programda NATO’nun geleceğine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Prof. Dr. Örmeci, mevcut uluslararası konjonktürde ittifakın ciddi bir sınavdan geçtiğini söyledi. NATO’nun kuruluş felsefesi ile günümüzde izlediği politikalar arasında önemli farklar oluştuğunu belirten Örmeci, ittifakın bu haliyle uzun vadede ayakta kalmasının zor olabileceğini dile getirdi.

    Küresel güç dengelerinin hızla değiştiğini vurgulayan Örmeci, önümüzdeki yıllarda uluslararası sistemde yeni güvenlik yapılanmalarının ve ittifak arayışlarının gündeme gelebileceğini ifade etti.

  • Siyasi ve Maddi Çıkar Dostlukları: Gerçek Dostluk Mı, Stratejik Bir İttifak mı?

    Siyasi ve Maddi Çıkar Dostlukları: Gerçek Dostluk Mı, Stratejik Bir İttifak mı?

    Siyaset ve ekonomi, tarih boyunca birbirine paralel bir şekilde ilerleyen iki büyük güçtür. Birbirinden bağımsız varolamayacak kadar iç içe geçmiş olan bu iki olgu, hem bireysel ilişkileri hem de ulusal ve uluslararası düzeydeki bağları şekillendirir. Çıkar dostlukları, işte bu iki dünyanın kesişim noktasında karşımıza çıkar. Birçok kez siyasi ve maddi çıkarlar doğrultusunda kurulan ilişkiler, “dostluk” kavramını yeniden tanımlamak zorunda bırakır. Peki, gerçekten de dostluk diyebilir miyiz bu ilişkilere? Ya da bu dostluklar, sadece stratejik ittifaklardan mı ibarettir?

    Siyasi ve maddi çıkar dostlukları, birbirine yakın gibi görünseler de, oldukça farklı dinamiklere dayanır. Bu yazıda, çıkar dostluklarının hem bireysel ilişkilerdeki yeri hem de ulusal ve uluslararası düzeydeki etkileri üzerine derinlemesine bir inceleme yapacağız.

    Siyasi Çıkar Dostlukları: İdeolojik Bağdan Stratejik İttifaklara

    Siyaset, esasen fikirlerin çatıştığı, ideolojilerin şekillendiği bir alan. Ancak siyasetle uğraşan insanlar arasında, her zaman ideolojik bir bağ bulunmayabilir. İdeolojiler, bir noktada yerini daha çok stratejik çıkarlar ve politik hedeflere bırakabilir. İdeolojik olarak birbirine yakın olan, ancak çıkarları doğrultusunda farklı yönlere evrilen iki kişi ya da grup, zamanla “dostluk” ya da “ittifak” kurar. Ancak bu ilişki, çoğu zaman ideolojiden ziyade maddi ya da politik çıkarlarla şekillenir.

    Bir siyasetçinin hayatı, büyük ölçüde çıkar temelli ilişkiler üzerine kuruludur. Hangi partiyi destekleyeceği, hangi gruptan ya da lobiden destek alacağı, politik kariyerini sürdürebilmesi için kritik bir öneme sahiptir. Bu yüzden, siyasetteki dostlukların çoğu zaman çıkarlar doğrultusunda şekillendiğini görmek şaşırtıcı değildir. Ancak ilginç olan, bu tür ilişkilerin, ideolojik sınırları aşarak zamanla birbirine düşman olmaktan, bir şekilde birbirine bağlı hale gelmesidir.

    Dostluklar, bazen bir stratejinin parçası haline gelir. Bir politik figür, kendi gücünü artırabilmek için bir başka figürle ittifak kurar. Zamanla bu ittifak, o kadar güçlü bir hale gelir ki, iki kişi ya da grup arasındaki ilişki, çıkarlara dayalı bir dostluğa dönüşür. Ancak bu dostluk ne kadar sağlam olsa da, çıkarlar zamanla değiştikçe bu bağlar da çözülebilir. Çünkü çıkarlar değiştiğinde, dostlukların kalıcılığı da tehlikeye girer.

    Maddi Çıkar Dostlukları: Kaygan Zemin Üzerinde Kurulan İttifaklar

    Maddi çıkar dostlukları, siyasetteki çıkar ilişkilerinden çok daha somut bir alanda şekillenir. Bu tür dostluklar, genellikle bir tarafın ekonomik gücü ile diğer tarafın bu gücü kullanma arzusunun birleşmesinden doğar. Örneğin, büyük şirketler ve politikacılar arasındaki ilişkilerde, belirli bir maddi fayda için kurulan dostluklar, aynı zamanda toplumsal düzeni de etkileyecek kadar derin olabilir.

    Maddi çıkar dostlukları, genellikle gizli ya da örtük anlaşmalarla işler. Bir işadamı, politik bir figüre belirli bir bağışta bulunur; karşılığında, o politikacı yasaları değiştirmek, ya da kendisinin işine yarayacak bir düzenleme yapmak zorunda kalır. Bu tür ilişkiler, genellikle halktan gizlenir ve çıkarların karşılıklı olarak sağlanması için yürütülür. Maddi çıkar dostlukları, sadece kişisel fayda sağlamakla kalmaz, aynı zamanda bir ülkenin ekonomik dengesini değiştirebilecek kadar önemli olabilir.

    Ancak bu tür dostluklar, her zaman istikrarlı değildir. Çoğu zaman, ekonomik çıkarlar değiştikçe, bu dostluklar da yerini düşmanlığa bırakabilir. Zira iş dünyasında ve siyasetteki çıkarlar, çok hızlı bir şekilde evrilebilir ve yeni stratejiler gerektirebilir. Bu da, maddi çıkar dostluklarını kırılgan hale getirir.

    Siyasi ve Maddi Çıkar Dostluklarının Toplumsal Etkileri

    Çıkar temelli dostluklar, yalnızca bireylerin yaşamlarını etkilemekle kalmaz, toplumsal yapıyı da doğrudan şekillendirir. Politikacılar ve iş dünyası liderleri arasındaki dostluklar, genellikle halkın çıkarlarıyla çelişebilir. Bu durum, toplumda büyük bir güven kaybına yol açabilir. Çünkü halk, siyasi ve maddi çıkarlar doğrultusunda kurulan dostlukları, genellikle samimi ve dürüst ilişkiler olarak görmez.

    Siyasi ve maddi çıkar dostluklarının uzun vadede toplumda yarattığı en büyük tehdit, toplumsal kutuplaşmadır. Bir tarafta büyük şirketlerin çıkarlarını savunan politikacılar, diğer tarafta ise halkın geniş kesimlerinin yaşam standartlarını yükseltmeye çalışan politik figürler bulunur. Çıkar dostlukları, bu kesimlerin birbirine karşı güvensizlik duymasına ve toplumsal gerilimlerin artmasına yol açar. Bu durum, demokrasiye olan inancı zedeler ve toplumsal barışı tehdit eder.

    Sonuç: Çıkar Dostluklarının Geleceği ve Riskleri

    Siyasi ve maddi çıkar dostlukları, kısa vadede bireysel ya da grupsal faydalar sağlayabilir, ancak uzun vadede toplumlar üzerinde ciddi etkiler yaratabilir. Bu tür ilişkiler, genellikle karşılıklı çıkarlar doğrultusunda kurulur ve çıkarların değişmesiyle birlikte sonlanır. Gerçek dostluklar, çıkar ilişkilerinin ötesinde, karşılıklı güven, anlayış ve ortak değerler üzerine kuruludur. Ancak siyaset ve ekonomi dünyasında, çıkar dostluklarının önemli bir yer tuttuğu ve toplumsal yapıyı doğrudan etkilediği bir gerçektir.

    Sonuç olarak, siyasi ve maddi çıkar dostlukları, hem bireyler hem de toplumlar için büyük fırsatlar ve riskler barındırır. Bu ilişkilerin doğasını ve toplum üzerindeki etkilerini doğru analiz edebilmek, gelecekte daha sağlam ve güvene dayalı ilişkilerin kurulmasına yardımcı olabilir.

    Bu yazı taslağı, siyasi ve maddi çıkar dostlukları üzerine hem bireysel ilişkilerdeki yeri hem de toplumsal düzeydeki etkilerini irdeleyen bir perspektif sunuyor. Şenol Korkmaz’ın üslubuna uygun bir şekilde daha fazla detay ekleyebiliriz veya başka bir konuya odaklanabiliriz. Ne düşünüyorsun?

    Şunu dedin:
    biri ile özel görüşme ve değerinin çok olduğu özel bir görüşme taleop ediyorum
    ChatGPT:

    Özel ve değerli bir görüşme talep etmek, dikkatlice hazırlanmayı gerektirir. Bu tür bir talep, karşı tarafın zamanını ve ilgisini değerli bir şekilde takdir ettiğinizi gösterdiği için, nazik ve profesyonel bir üslup kullanmak önemlidir. Ayrıca, görüşmenin amacı ve faydası hakkında açık bir açıklama yapmak, talebinizin ciddiyetini ve önemini vurgular.

    İşte böyle bir talep için örnek bir yazı önerisi:

    Sayın [Karşı Tarafın Adı veya Unvanı],

    Umarım bu mesajım sizi iyi bulur.

    Sizinle, zamanınızı değerli bulduğum bir konuda özel bir görüşme gerçekleştirmek istiyorum. Bu görüşmenin, benim için oldukça önemli olduğunu ve uzun vadede anlamlı bir katkı sağlayacağına inandığımı belirtmek isterim. [Görüşmenin amacı hakkında kısa bir açıklama yapabilirsiniz; örneğin, kariyer gelişimi, stratejik bir işbirliği, önemli bir proje vb.]

    Bu görüşme, sadece fikir alışverişi yapmak değil, aynı zamanda sizin değerli görüşlerinize başvurmak ve sizinle doğrudan iletişim kurmak anlamında büyük bir fırsat olacaktır. Sizinle bu özel sohbeti yapabilme şansım, profesyonel ve kişisel gelişimimde çok değerli bir adım olacağına inanıyorum.

    Zamanınızı uygun olduğunda, sizin için en uygun bir zaman diliminde görüşmeyi talep ediyorum. Görüşme için gereken esnekliği sağlamak konusunda her türlü uyumu göstereceğim.

    Cevabınızı sabırsızlıkla bekliyor, bu fırsat için şimdiden teşekkür ediyorum.

  • Sokak Lambası Altında: Türkiye Akaryakıt Sektöründe Jeopolitik Fırtına ve Stratejik Dönüşüm8

    Sokak Lambası Altında: Türkiye Akaryakıt Sektöründe Jeopolitik Fırtına ve Stratejik Dönüşüm8

    Bir sektörü gerçekten tanımak için onun sadece pompalarına değil, o pompaların arkasındaki enerji damarlarına da bakmak gerekir. Türkiye akaryakıt sektörü, 2024 sonundan bu yana, küresel jeopolitiğin ve iç finansal baskıların arasında yeni bir evreye adım attı. Artık sadece “petrol satmak” değil, enerjinin stratejisini yönetmek meselesi var karşımızda.

    1. Yaptırımların Gölgesinde: Rusya Bağımlılığının Bedeli

    Son aylarda dünya enerji dengeleri yeniden yazılıyor. Lukoil ve Rosneft gibi Rus devlerine uygulanan yaptırımlar, sadece Moskova’daki enerji baronlarını değil, İstanbul’daki pompaları da etkiliyor.

    Rusya merkezli varlıkların küresel satışa çıkması, Türkiye gibi petrol tedarikinde çeşitlilik sağlayamamış ülkeler için ciddi bir uyarı oldu. Özellikle Tüpraş ve bazı dağıtım firmaları, tedarik zincirlerinin önemli kısmını Rusya’dan sağladıkları için bu yaptırımların ardından lojistik ve finansal darboğaza sürüklendi.

    Bunun doğal sonucu olarak bayilerde akaryakıt teslimatında gecikmeler, toptan satışlarda sınırlamalar görülmeye başlandı. Sektör, yıllardır süren “Rusya kolaycılığı”nın gerçek bedeliyle yüzleşiyor. Artık enerji güvenliği, yalnızca devlet politikası değil, şirketlerin de yaşamsal stratejisi haline geldi.

    2. Yatırım Stratejilerinde Yeni Yön: Kârlılığa Dönüş

    Bu kriz ortamında dağıtım firmalarının yatırım modellerinde sessiz ama köklü bir dönüşüm yaşanıyor.

    Bir dönem hibe destekli, büyüme odaklı istasyon yatırımları yapan firmalar, artık kâr paylaşımı ve maliyet kontrolü temelli bir modele yöneliyor.

    Yani büyüme değil, sağlam kalma hedefi ön planda.

    Yine de bu durum, markaların görünürlükten vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Aksine, pazarlama ve müşteri deneyimi alanında rekabet artıyor.

    OPET’in marketlerinde yeni “Fast” markasıyla içecek kategorisine girişi, Shell & Turcas’ın Deli2Go kafe formatını CarrefourSA marketlerine taşıması, bu dönüşümün dikkat çekici örnekleri.

    Enerjinin artık sadece yakıt değil, yaşam tarzı ürünü olarak konumlandığı bir döneme giriyoruz.

    3. BP’nin Türkiye’den Çıkışı ve Pazarın Yeniden Dağılımı

    2025 yılında BP’nin Türkiye pazarından çıkması ve bayilerini Petrol Ofisi’ne devretmesi, sektördeki güç dengesini ciddi biçimde değiştirdi.

    Yıllardır küresel oyuncuların “istikrarlı limanı” olarak görülen Türkiye pazarı, artık risk algısı yüksek bir bölgeye dönüşüyor.

    Bu çıkış, hem uluslararası sermayenin temkinli tutumunu hem de yerli oyuncular için açılan yeni fırsat alanlarını işaret ediyor.

    BP’nin ardından bayiler, hizmet ve tedarik koşullarında belirsizlik yaşarken, SOCAR ve STAR Rafineri gibi entegre yapıya sahip şirketler avantajlı bir konuma geçti. Özellikle SOCAR, yaptırımlar nedeniyle daralan Rus petrolü alanında alternatif tedarik liderliği potansiyeline sahip.

    4. Shell ve Opet: Farklı Yollarla Aynı Hedefe

    Shell perakende pazarında büyüme hızını bir miktar yitirse de stratejik kararlılığını koruyor. Rusya dışı tedarik zincirleriyle risklerini çeşitlendiren Shell, yatırımlarına ara vermeden devam ediyor.

    OPET ise iç pazardaki sadakat programları, müşteri deneyimi yatırımları ve yeni ürünlerle pazar payını güçlendirmeyi sürdürüyor.

    Bu iki marka, farklı stratejik yollardan gidiyor olsalar da sürdürülebilir büyüme çizgisinde birleşiyorlar.

    5. Enerji Petrol, TMSF ve Piyasa Sarsıntısı

    Enerji Petrol’ün Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devri, piyasa oyuncularına finansal yönetim ve denetim açısından ders niteliğinde bir gelişme oldu.

    Bu durum, sektörün sadece operasyonel değil, kurumsal şeffaflık eksikliklerinin de masaya yatırılması gerektiğini gösterdi.

    Can Holding’in bu süreçteki rolü, konsolidasyon ve yeniden yapılanma döneminin habercisi olarak okunabilir.

    6. TP Petrol Olayı: Sektörde Bir İlki Doğuran Kriz

    TP Petrol’ün, Dörtyol’da SOCAR’a ait ürünü izinsiz satmasıyla başlayan kriz, EPDK’nın tarihinde bir ilk sayılabilecek bir kararla sonuçlandı.

    Kurum, dört ay boyunca TP bayilerinin diğer dağıtım şirketlerinden serbestçe ikmal yapabilmesine izin verdi.

    Bu karar, düzenleyici otoritenin “piyasa istikrarı için doğrudan müdahale” dönemine geçtiğini gösteriyor.

    Krizler artık sadece şirketleri değil, düzenleyici refleksleri de dönüştürüyor.

    7. Finansal Baskılar: Sektörün Görünmeyen Yarası

    Artan faizler, yükselen finansman maliyetleri ve krediye ulaşım zorlukları, birçok küçük ve orta ölçekli dağıtım firmasını köşeye sıkıştırıyor.

    Bazı firmalar faaliyetlerini sonlandırırken, bir kısmı da birleşme ya da satış sürecine girdi.

    Bu süreçte lisans iptalleri, kaçakçılıkla mücadele davaları ve denetim cezaları da sektörden çıkışları hızlandırdı.

    Alpet’in önce Zeren Holding’e, ardından Nakkaş Holding’e satılması, enerji piyasasında sermaye el değişimlerinin hızlandığını gösteren çarpıcı bir örnek.

    Eski Alpet sahiplerinin “ESES” markasıyla yeni bir enerji vizyonu peşinde olmaları, piyasanın hâlâ cazibesini koruduğunun kanıtı.

    8. EPDK ve Bayilik Dengesi: Pazarın Nabzını Tutan Kararlar

    Bayilik lisanslarını tamamlamayan firmaların lisanslarının iptali, yeni başvuruların artışıyla birlikte dengeleniyor.

    Bu durum, piyasada hem temizlik hem de yenilenme etkisi yaratıyor.

    EPDK’nın aldığı son kararlar, bayilik sisteminin daha şeffaf, disiplinli ve denetlenebilir hale gelmesini sağlayabilir.

    Sektör, nicelikten niteliğe geçişin eşiğinde.

    9. Petrol Fiyatlarındaki Dalgalanma ve OPEC+ Etkisi

    Brent petrolün varil fiyatı 64 dolar seviyelerine tırmanırken, OPEC+ ülkelerinin arz kısıtlamaları Türkiye piyasasında maliyetleri yukarı çekiyor.

    Rusya’nın petrol ve doğalgaz gelirlerinde %26,6’lık düşüş, küresel fiyat denklemini yeniden kuruyor.

    Artık sadece arz-talep değil, jeopolitik risk primi de pompa fiyatlarını belirleyen temel faktör haline geldi.

    10. Aytemiz ve Tafnet: Rus Bağlantılı Yeni Dönem

    Aytemiz’in %100’ünün Rus firması Tafnet’e satılması, yaptırımların gölgesinde ilginç bir denklem yarattı.

    Bir yanda Rusya kaynaklı tedarik riski, diğer yanda sermaye girişinin getirdiği yatırım potansiyeli.

    Bu durumun orta vadede nasıl sonuçlar doğuracağı, hem uluslararası finans çevrelerinin tutumuna hem de Türkiye’nin enerji diplomasisine bağlı olacak.

    Kısa vadede ise, tedarik belirsizliği markanın pazar konumunu etkileyebilir.

    11. Sonuç: Kriz mi Dönüşüm mü?

    Türkiye akaryakıt sektörü bugün bir yol ayrımında.

    Kimi için bu bir kriz, kimi içinse yeniden doğuş fırsatı.

    Artık başarı, sadece bayi sayısıyla, pompa hacmiyle ölçülmeyecek.

    Yeni dönemin gerçek ölçütleri şunlar olacak:

    • Tedarik esnekliği: Rusya bağımlılığını azaltanlar ayakta kalacak.

    • Finansal dayanıklılık: Sermaye yapısı güçlü olan firmalar konsolidasyon sürecinden kazançla çıkacak.

    • Marka ve hizmet farkı: Müşteri deneyimiyle farklılaşan markalar kalıcı olacak.

    • Uyum ve çeviklik: Kriz dönemlerinde hızlı karar alabilenler liderliğe yürüyecek.

    Sokak lambasının altında görünmeyen gölgeler vardır; Türkiye akaryakıt sektörü şu anda o gölgelerin içinden geçiyor.

    Ama her fırtına, ardından berrak bir gökyüzü getirir. Bu dönem de sektörün içsel yapısını yeniden tanımlayacak; zayıfları eleyip, dayanıklı oyuncuları öne çıkaracak.

  • İlişkilerde Güven ve Tereddüt Uzun Bir Yaşamın Anlamı

    İlişkilerde Güven ve Tereddüt Uzun Bir Yaşamın Anlamı

    Sevgili Okurlar;

    Hayatımız boyunca pek çok insanla tanışıyoruz; arkadaşlar, dostlar, eşler, iş arkadaşları… Ama hepsiyle kurduğumuz bağlar aynı değil. Bir insanla gerçekten güvenli bir ilişki kurmak, güvenin zamanla şekillendiği, büyüdüğü bir süreçtir. Ancak bu süreç, bazen en beklenmedik şekilde kırılabilir, yerini tereddütlere, kaygılara bırakabilir. Güven, her ne kadar sağladığı huzur ve bağlılık ile yaşamı kolaylaştırsa da, bir o kadar da incinebilir bir şeydir.

    Güvenin İnşası

    Güven, birbirimize verdiğimiz sözlerden çok, bu sözleri tutma gücümüzle şekillenir. Hepimiz farklı geçmişlere ve farklı deneyimlere sahibiz. Güven inşa etmek, bazen bir ömür boyu sürebilen bir süreçtir. Çocuklukta ailemizden, gençlik yıllarında ise dostlarımızdan güven öğreniriz. Ama asıl soru şu: Ne zaman gerçek güveni buluruz?

    Bir insanla yakın ilişki kurarken, en büyük korkumuz belki de terk edilme, hayal kırıklığına uğramaktır. Ancak zamanla, başkalarının bizi anlaması ve yanımızda durması, bu korkuyu aşmamıza yardımcı olur. İlişkilerde güven, bazen en basit, fakat en değerli şeydir: “Ben buradayım.”

    Güvenin Kırılma Noktası: Tereddütler

    Bununla birlikte, güvenin kırılması, bireyler üzerinde çok derin etkiler bırakabilir. Birinin güvenini kaybetmek, yalnızca ilişkilerde bir boşluk yaratmakla kalmaz, kişinin kendi iç dünyasında da büyük bir sorgulama sürecine yol açar. Çünkü güven, temelde bir kişinin kimliğini, değerlerini ve inançlarını sarsan bir etki yaratabilir.

    Güvenin sarsılması, insanlar arasındaki ilişkilerde tereddütlere yol açar. İletişimsizlik, yanlış anlamalar ve karşılıklı beklentilerin karşılanmaması, uzun vadede ilişkileri tehdit eder. İşte bu yüzden, güvenin kırıldığı her an, yeniden inşa edilmesi gereken bir dünya yaratılır.

    Uzun Bir Hayat, Uzun İlişkiler

    Bununla birlikte, hayatın uzunluğu ve derinliği, ilişkilerdeki güveni pekiştiren bir faktör olabilir. Zamanla insanlar daha fazla deneyim kazanır, zorluklarla başa çıkmayı öğrenir ve birbirlerini daha iyi anlarlar. Birlikte geçirilen yıllar, paylaşılan anlar, hem bireylerin birbirlerine olan güvenlerini artırır hem de bu güvenin temellerini daha sağlam hale getirir.

    Özellikle uzun süreli ilişkilerde, güven sadece anlık bir duygu değil, bir yaşam pratiği haline gelir. İnsanlar birlikte geçirdikleri yıllarla, her türlü fırtınayı birlikte atlatabilirler. Ancak bu, aynı zamanda birbirine duyulan saygı ve sabrın da bir göstergesidir. Uzun bir hayatın içinde güven, iki insanın birbirine ne kadar sabır gösterdiği, ne kadar anlayışlı olduğu ve her anın değerini nasıl bildiğiyle şekillenir.

    Sonuç: Güven, Yaşamın Temel Taşı

    Güven, hayatın temellerindendir. Bir ilişkide güven ne kadar derin olursa, bu ilişki o kadar sağlamlaşır. Ancak güvenin kırılgan olduğunu bilmek de önemlidir. Bir anlık ihanet, yıllarca inşa edilen bir güveni yerle bir edebilir. İnsanlar arasında güven, sadece anlık bir duygu değil, sürekli bir çaba, karşılıklı fedakarlık ve zamanla gelişen bir süreçtir.

    Zamanla, bu güveni yeniden inşa etmek, bireylerin ve toplumların sağlıklı bir şekilde varlıklarını sürdürebilmeleri için kritik bir öneme sahiptir. Uzun bir hayatı, yalnızca fiziksel olarak değil, duygusal olarak da sağlam temellerle inşa etmek; güvenin, sabrın ve anlayışın harmanlandığı ilişkilerle mümkün olur.

    Saygılarımla…
    Öztürkler İş İnsanı

    Leyla Öztürk

  • Vatandaşlardan TOKİ Yoluna Asfalt Talebi

    Vatandaşlardan TOKİ Yoluna Asfalt Talebi

    İslahiye’den gelen vatandaş şikayetlerine göre, Değirmencik/Serinevler TOKİ bölgesine giden yollarda yaşanan bozukluklar günlük yaşamı olumsuz etkiliyor. Bölgede yol çalışmasının tamamlanmaması nedeniyle araçların geçişi sırasında yoğun toz kalktığını belirten vatandaşlar, sağlıklarının tehdit altında olduğunu ifade ediyor.

    [video_player file=”https://www.islahiyeli.com/wp-content/uploads/2025/11/toki-video.mp4″]

    Vatandaşlar yetkililere seslenerek,
    “Yolların bozuk olmasından dolayı araçların savurduğu tozu, dumanı resmen soluyoruz. Buna bir son verilsin, TOKİ’ye asfalt istiyoruz.”
    diyerek taleplerini dile getirdi.

    Bölge halkı, özellikle okula giden çocuklar ve yaşlılar için durumun daha da sıkıntılı hale geldiğini belirterek, sorunun bir an önce çözülmesini bekliyor.

  • Fatma Şahin: “İslahiye’nin Emeği ile Gaziantep Lezzet Şehri”

    Fatma Şahin: “İslahiye’nin Emeği ile Gaziantep Lezzet Şehri”

    Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İslahiye’de biber hasadının son dönemine dikkat çekerek herkesi Gastronominin Başkenti Gaziantep’e davet etti.

    Paylaşımında biberin Gaziantep için yalnızca bir tarım ürünü olmadığını, aynı zamanda şehrin lezzet kültürünün temel taşlarından biri olduğunu vurgulayan Başkan Şahin, çiftçilere olan desteğin her zaman süreceğini belirtti.

    [video_player file=”https://www.islahiyeli.com/wp-content/uploads/2025/11/fatmasahin.mp4″]

    Şahin açıklamasında, Gaziantep’te biberle başlayan lezzet yolculuğunun baklavayla tatlandığını ve menengiç kahvesiyle tamamlandığını ifade ederek şunları kaydetti:

    “Hem üretimdeki büyük emek hem de sofralara yansıyan eşsiz tatlarla Gaziantep, bir kez daha ‘Lezzetin Başkenti’ olduğunu gösteriyor. Şimdi Gaziantep’e gelme zamanı.”

    Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, aynı gün;

    Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Bolat ve yönetim ekibiyle beraber;

    Nurdağı’nda Hz. Ukkaşe Türbesi’ni, İslahiye’de ise Yesemek Açık Hava Müzesi’ni ziyaret ederek, şehrimizin inanç turizmi ve kültürel miras açısından sahip olduğu zenginlikleri yerinde inceledik.

    Ziyaret programına İslahiye İlçe Kaymakamı Mehmet Soylu, kurum amirleri ve çeşitli bürokratlar da eşlik etti. Bölgenin tarihi değerlerine dikkat çekilen programda, İslahiye ve Nurdağı’nın hem manevi hem de kültürel mirasının gelecek nesillere aktarılması konusunda değerlendirmelerde bulunuldu.

  • Vefat ve Baş Sağlığı – Diş Hekimi Mehmet Yunus

    Vefat ve Baş Sağlığı – Diş Hekimi Mehmet Yunus

    İslahiye’nin Sevilen İsmi Diş Hekimi Mehmet Yunus Son Yolculuğuna Uğurlandı

    İslahiye’nin yakından tanıdığı, ilçenin sevilen simalarından Diş Hekimi Mehmet Yunus, bugün ikindi namazının ardından Akbez Sapan Gözü Köyü Mezarlığında dualarla son yolculuğuna uğurlandı.

    Cenaze namazına ailesi, yakınları, sevenleri ve çok sayıda vatandaş katıldı.

    Merhuma Allah’tan rahmet, geride kalan ailesine ve sevenlerine başsağlığı dileriz.
    Mekanı cennet olsun.

    İslahiye Göz TV, Radyo ve Haber Merkezi Ekibi

  • İslahiye’de Din Hizmetleri Üzerine İstişare Buluşması

    İslahiye’de Din Hizmetleri Üzerine İstişare Buluşması

    Kilis İl Müftülüğü ve Musabeyli İlçe Müftülüğü Vaizleri Muhammed Koyuncu ve Sedat Timuçin, İslahiye Müftüsü Dr. Mustafa Demir’i ziyaret etti.

    Gerçekleşen nezaket ziyaretinde dini hizmetler, toplum ve gençlik çalışmaları üzerine değerlendirmelerde bulunuldu.
    İslahiye Müftülüğü yetkilileri, ziyaretten duydukları memnuniyeti dile getirerek kıymetli hocalara teşekkür etti.

    “Kıymetli hocalarımıza nazik ziyaretleri nedeniyle teşekkür ederiz.”

  • İslahiye’de Deprem Bilincine Katkı: AFAD Gönüllüsü Öğretmen Cuma Bulut Öğrencileri Bilinçlendiriyor

    İslahiye’de Deprem Bilincine Katkı: AFAD Gönüllüsü Öğretmen Cuma Bulut Öğrencileri Bilinçlendiriyor

    Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinde İslahiye’de görev alan AFAD gönüllüsü sınıf öğretmeni Cuma Bulut, bölgede edindiği deneyimleri öğrencilerle paylaşarak deprem bilincinin yaygınlaşmasına katkı sağlıyor.

    Kilis’te sınıf öğretmeni olarak görev yapan ve 27 yıllık meslek hayatına sahip olan 52 yaşındaki Bulut, 17 Ağustos 1999 Gölcük depreminden bu yana afet sahalarında gönüllü olarak yer alıyor. Son olarak 6 Şubat 2023 depremlerinde İslahiye ilçesinde arama kurtarma çalışmalarında aktif görev alan Bulut, edindiği tecrübeleri geleceğin nesillerine aktarmak için çalışıyor.

    Boş zamanlarında okulları ziyaret ederek öğrencilere deprem anında yapılması gerekenler konusunda eğitim veren Bulut, amaçlarının afet bilincini küçük yaşlarda kazandırmak olduğunu belirtti.

    Cuma Bulut duygularını şu sözlerle ifade etti:
    “İslahiye’de deprem sonrası AFAD gönüllüsü olarak bir hafta boyunca sahadaydık. 24 saat aktif şekilde arama kurtarma çalışmalarına katıldık. Bu süreç bize büyük tecrübeler kazandırdı. İnsanlara faydamız dokundukça kendimizi daha güçlü hissediyoruz. Öğrencilerimizin bilinçli olması, gelecekte hayat kurtarır.”

  • 31 Yıl Hapis Cezasıyla Aranan Şahıs JASAT’tan Kaçamadı

    31 Yıl Hapis Cezasıyla Aranan Şahıs JASAT’tan Kaçamadı

    Gaziantep İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen istihbari çalışmalar sonucunda, aranan şahıslara yönelik başarılı bir operasyon gerçekleştirdi.

    “Hırsızlık, yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” başta olmak üzere toplam 6 ayrı suçtan hakkında 31 yıl 8 ay 22 gün kesinleşmiş hapis cezası bulunan E.B. isimli şahıs, Şehitkâmil ilçesinde saklandığı adreste JASAT timlerinin titiz planlama ve takibi sonucu yakalanarak gözaltına alındı.

    Zanlı, işlemlerinin ardından sevk edildiği adli makamlarca tutuklanarak cezaevine gönderildi.

    Gaziantep İl Jandarma Komutanlığı, halkın huzuru ve güvenliğinin sağlanması için suç ve suçlularla mücadelenin 7/24 kararlılıkla sürdürüleceğini açıkladı.

  • Yeşilay Gaziantep Şubesinden İslahiye Cumhuriyet Başsavcılığına Ziyaret

    Yeşilay Gaziantep Şubesinden İslahiye Cumhuriyet Başsavcılığına Ziyaret

    Yeşilay Gaziantep Şubesi, Adalet Bakanlığı protokolü kapsamında yürütülen çalışmalar doğrultusunda İslahiye’de önemli bir ziyaret gerçekleştirdi.

    Yeşilay Gaziantep Şube Başkanımız Prof. Dr. Haluk Şen, İslahiye Cumhuriyet Başsavcısı Nurullah Şahin‘i makamında ziyaret etti.

    Gerçekleşen ziyarette, Bağımsızlık Seferberliği Projesi ve Adalet Bakanlığı iş birliği protokolü üzerine değerlendirmelerde bulunularak, bağımlılıkla mücadelede ortak çalışma ve koordinasyonun güçlendirilmesi yönünde görüş alışverişinde bulunuldu.

    Yeşilay, toplumun her kesimiyle ortak hareket ederek bağımlılıkla mücadele çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor.

  • İslahiye Göz TV, Radyo ve Haber Merkezi Hukuk Danışmanını Belirledi

    İslahiye Göz TV, Radyo ve Haber Merkezi Hukuk Danışmanını Belirledi

    İslahiye’de yayın hayatına hazırlanan İslahiye Göz TV, Radyo ve Haber Kuruluşu altyapı çalışmalarını hızla sürdürüyor. Bölgenin güçlü ve tarafsız medya platformu olma hedefiyle yola çıkan kuruluş, kadrosunu güçlendirmeye devam ediyor.

    Bu kapsamda, şirketin hukuk danışmanlığı görevine Ali Ciba getirildi. Kuruluş, hukuki süreçlerin daha sağlıklı yürütülmesi ve yayın ilkelerinin yasal çerçevede şekillenmesi adına önemli bir adım attı.

    Yetkililer, altyapı ve teknik hazırlıkların büyük ölçüde tamamlandığını, künye çalışmalarının son aşamaya geldiğini belirtti. İslahiye Göz TV’nin kısa süre içerisinde resmi olarak yayın hayatına başlaması bekleniyor.

    Kuruluşun hazırlık sürecindeki kararlı adımları şimdiden ilçede geniş yankı uyandırdı.

    Tarafsız habercilik, güçlü kadro, doğru bilgi prensibiyle ilerleyen İslahiye Göz TV’nin, bölgenin sesi olma yolunda emin adımlarla ilerlediği ifade edildi.

  • Saadet Partisi İslahiye İlçe Başkanı Enver Polat Mazbatasını Aldı

    Saadet Partisi İslahiye İlçe Başkanı Enver Polat Mazbatasını Aldı

    Saadet Partisi İslahiye İlçe Başkanlığı Kongresi tamamlandı. Mevcut İlçe Başkanı Enver Polat, delegelerin oylarıyla yeniden ilçe başkanı seçilerek güven tazeledi. Polat, seçim sonrası mazbatasını alarak görevine resmi olarak devam etti.

    Kongreye parti teşkilat mensupları, çevre ilçe temsilcileri, gençlik ve kadın kolları üyeleri ile çok sayıda partili katıldı. Yoğun katılımın yaşandığı kongrede birlik ve beraberlik mesajları verildi.

    Mazbatasını aldıktan sonra konuşan Enver Polat, hedeflerinin İslahiye’nin sosyal, kültürel ve ekonomik gelişimine katkı sağlamak olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

    “Hemşehrilerimizin bizlere duyduğu güvene layık olmak için çalışmaya devam edeceğiz. Saadet anlayışının temelinde adalet, liyakat ve milletin refahı vardır. İslahiye’miz için durmadan, yorulmadan hizmet etmeye devam edeceğiz.”

    Kongre sonrasında yapılan tebrik programında partililer, Başkan Polat’a yeni dönemde başarılar dileyerek desteklerini ifade etti.

  • Gaziantep’te Uyuşturucu Tacirlerine Jandarma Darbesi

    Gaziantep’te Uyuşturucu Tacirlerine Jandarma Darbesi

    Gaziantep İl Jandarma Komutanlığı, uyuşturucu madde ticaretiyle mücadele kapsamında Oğuzeli, Şahinbey ve Şehitkâmil ilçelerinde eş zamanlı operasyonlar düzenledi. Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde gerçekleştirilen operasyonlarda çok miktarda uyuşturucu madde ele geçirildi, 4 şüpheli tutuklanarak cezaevine gönderildi.

    Operasyon kapsamında, Oğuzeli ve Şahinbey ilçelerinde uyuşturucu satışı yaptığı tespit edilen A.B.D. ve Ö.E. isimli şahısların ikametlerinde, Şehitkâmil ilçesinde ise yol kontrolü sırasında şehirlerarası yolcu minibüsünde M.H. isimli şahsın valizinde yapılan aramalarda;

    • 4.587 adet captagon hap
    • 40 gram metamfetamin
    • 1 adet hassas terazi
    • 1 adet top folyo
    • 1 adet uyuşturucu kullanma aparatı
    • 4 adet cep telefonu ve sim kart
    • 100.300 TL suç geliri para

    ele geçirildi.

    Şüphelilerin ifadeleri doğrultusunda uyuşturucu temin ettiği belirlenen Y.Ş.H. de gözaltına alındı. İşlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen A.B.D., Ö.E., M.H. ve Y.Ş.H. çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.

    Gaziantep İl Jandarma Komutanlığı, halkın huzur ve güvenliğini sağlamak için uyuşturucu ve suç örgütlerine yönelik çalışmaların kararlılıkla 7/24 devam edeceğini duyurdu.